BİR HİKAYEM VAR

Yazarken içenler, içerken yazanlar: Bağımlı yazarlar

Şairler, yazarlar, müzisyenler, ressamlar... Onlar hayatı daha derin, duyguları daha yoğun yaşarlar. Normal insanlar korkularından, endişelerinden, ilkel dürtülerinden kaçarken onlar bunların içine balıklama dalarlar.

Eserlerini işte bu sayede yaratırlar ve işte tam da bu yüzden hayatı yaşarken zorlanırlar. Sonuç kaçınılmazdır: Nasıl kâğıda-kaleme sarılmak onlar için bir ihtiyaçsa alkol ve uyuşturucu gibi “teselli edici” maddelere sarılmak da o denli karşı konulmaz bir ihtiyaç halini alır. Edebiyat tarihinin en ünlü şair ve yazarları da ciddi bağımlılıklardan nasibini almış, bir çoğu, önce sığındığı, sonra da pençesine düştüğü bağımlılıklar yüzünden bu dünyadan ayrılmıştır. Bağımlılığın sanatçıların en büyük zaaflarından biri olduğu söylenebilir. Ama Chuck Palahniuk’un “Tıkanma” romanında bağımlılar için söyledikleri de pekala doğru olabilir. “Ben bağımlıları takdir ederim. Herkesin kör bir kaza kurşununa veya ani bir hastalığa kurban gitmeyi beklediği dünyada, bağımlıların yolun sonunda kendilerini neyin beklediğini bilmek gibi bir lüksü vardır. Nihai kaderin kontrolünü biraz da olsun eline almıştır ve bağımlılığı sayesinde ölüm sebebi büsbütün sürpriz olmaktan çıkmıştır” diyor Palahniuk. Belki de haklıdır; belki onlar çevrelerinde herşey kontrolleri dışında akıp giderken en azından kendi ölümlerini kontrol altına almayı denemişlerdir... İşte bağımlılıklarıyla anılan şair ve yazarlar.

Jack Kerouac (1922-1969):
Beat kuşağının öncüsü, ünlü yazarı Jack Kerouac kendini “tuhaf, yalnız, çılgın, katolik, mistik” bir yazar olarak tanımlıyordu. “Öylece ölüp gidemeyiz, insanın en azından şarap ve şiire ihtiyacı var” diyerek Amerika’yı bir baştan bir başa katederken spontan bir şekilde yaşadığı çılgın maceraları yazarak herkesin aklını başından aldı. Ama yaşadığı sürece kendinin de aklı pek başında olmadı. Aşırı ölçüde alkol kullanan Jack Kerouac, 47 yaşında, sirozdan kaynaklanan şiddetli bir iç kanama geçirerek öldü. Ancak söylediği bir söz Palahniuk’un tezini doğruluyordu: “Ben bir Katoliğim, intihar edemem, ama kendimi öldürünceye kadar içmeyi planlıyorum.”

Stephen King (1947- ):
Korku ve gerilimin üstadı Stephen King de bağımlılıktan nasibini fazlasıyla alanlardan. Zira herkesin tüylerini ürperten hikayeler yazarken çoğu zaman alkol, kokain ve çeşitli ilaçlarla haşırneşirdi. Öyle ki, otobiyografik kitabı “On Writing”de açıkça dile getirdiği üzere, 35 yıllık karilerinde 63 kitaba imza atan ünlü yazar aralarında çok satan romanlarının da olduğu pek çok kitabını nasıl yazdığını bile hatırlamayacak kadar kendini kaybetmişti. King, kokain bağımlılığından dolayı sürekli kanayan burnunun çalışırken klavyesini kirletmemesi için burnuna özel tıkaçlar bile yaptırmıştı.

Dylan Marlais Thomas (1914-1953):
20. yüzyılın en etkili şairlerinden biri kabul edilen Galli şair Dylan Thomas, alkolikliğiyle övünürdü. Alkol tüketimi öyle üst düzeydeydi popüler kültüre “Dylan Thomas gibi içmek” deyimini kazandırdı. Elbette alkol bağımlılığı yüzünden sağlığı giderek bozuldu. Doktorunun uyarılarına rağmen içmeyi sürdürdü. 1953’te ünlü radyo oyunu “Under Milk Wood”un (Korunun Dibinde) yayımlanması nedeniyle New York’a giden Thomas, bir akşam kutlama yaparken, bir rivayete göre 18 tek viski içerek kendi rekorunu kırdı ve bundan iki gün sonra yine içmek için oturduğu White Horse Tavern adlı barda alkol komasına girerek öldü.

Charles Bukowski (1920-1994):
“Alkol kendini öldürüp tekrar doğmaya benzer” sözlerini sahibi ABD’li yazar Charles Bukowski bunu söylerken elbet bir bildiği vardı. Zira eserlerinde de genellikle toplum dışı insanları, uyumsuzları, düşmüşleri, sarhoşları anlatan Bukowski alkolle, alkoliklerle ve her türlü bağımlılarla hayli yakın bir ilişki içerisindeydi. Büyük ihtimalle çocukluğunda hakaretlerine ve dayaklarına maruz kaldığı babası yüzünden, 13 yaşındayken içmeye başlayan Bukowski, bu bağımlılığından ömür boyu vazgeçemedi. 35 yaşında mide kanamasından neredeyse ölüyordu. Ucuz kurtulduğu halde içmeyi sürdürdü. 78’inde lösemiden öldü.

Ernest Hemingway (1899-1961):

Amerikalı yazar ve gazeteci Hemingway, I. Dünya Savaşı’na ABD’nin de girmesinin ardından Kızılhaç’a gönüllü yazılıp ambulans şoförü olarak savaşa katıldı. İspanya İç Savaşı’na, II. Dünya Savaşı sırasındaki Fransa çıkartmasına ve Paris’in kurtuluşuna şahitlik etti. Savaşın anlamsızlığını anlattığı romanlarıyla Pulitzer ve Nobel ödüllerini topladı. Ancak “İnsan sarhoş olmadan var olamaz” diyen, deli gibi içen ve alkolizm yüzünden hem fiziksel hem zihinsel problemler yaşayan Hemingway’in içine çöken ağırlığı ne yazmak ne içmek hafifletti. Tutkulu bir yaşamın ardından 1961 yılında kendini av tüfeği ile vurarak yaşamına son verdi.

Hunter S. Thompson (1937-2005):
Ünlü romanı “Fear and Loathing in Las Vegas” ile tanınan Amerikalı gazeteci ve yazar Hunter Stockton Thompson herkesi sollayacak uzun bir listeyle bağımlılar kervanına katıldı. Seks bağımlılığından uyuşturucu bağımlılığına her türlü alışkanlığının, kendisi deliliğe sürüklese de yazarlığını beslediğine inanıyordu. Bunu açıkça itiraf da etmişti: “Seksi, uyuşturucuyu ve deliliği herkese tavsiye etmem fakat bunlar her zaman benim işime yaradı.”

F. Scott Fitzgerald (1896-1940):
20. yüzyılın en büyük Amerikan yazarlarından biri olan S. Fitzgerald, 1890’larda doğan ve I. Dünya Savaşı sırasında yetişen “Kayıp Kuşak”ın yazarlarındandı. Lise yıllarından itibaren alkolizmin kıyısında gezen Fitzgerald, romanlarıyla hem ün hem para kazanınca kendini eğlence hayatına kaptırdı ve ağır bir alkolik oldu. Sonunda bu bağımlılığı onu ününden de, parasından da, sağlığından da etti. 1940’ta kalp krizi geçiren Fitzgerald ruhsal bunalım içinde 44 yaşında hayata veda etti. Bağımlılığı hakkında şöyle diyordu: “Önce bir içki alırsın, sonra içki bir içki alır ve sonra içki seni alır.”

William Faulkner (1897-1962):
ABD’li yazar William Harrison Faulkner ABD’nin güney bölgesi insanlarını anlatan eserleriyle edebiyat tarihine geçmiş bir yazar... “Ses ve Öfke” gibi pek çok önemli esere imzasını attı, 1949’da ise Nobel’i, ardından Pulitzer’ı kazandı. Alkol bağımlılığı herkesçe bilinse de Faulkner, kariyeri boyunca hiçbir zaman yazarken içki içmediğini söyledi. Ona göre alkol ilham kaynağı değil, sıkıntılarından kaçış biletiydi. “Kötü viski diye bir şey yoktur, sadece bazı viskiler diğerlerinden daha iyidir” diyor ve ekliyordu: “İnsan 50 yaşına gelene kadar kendini içkiye aptallaştırmamalıdır, 50’den sonrasındaysa içmezse aptaldır.”

Truman Capote
(1924-1984):
“Tiffany’de Kahvaltı” ve “Soğukkanlılıkla” romanlarına imzasını atan Amerikalı yazar, sabahtan bir duble martini ile güne başlar öğle yemeğinde ve sonrasında da içmeye devam ederdi. Alkol bağımlılığı yüzünden klinikte yattıysa da bağımlılığı yakasını bırakmadı. Sarhoş bir şekilde katıldığı bir televizyon programında dili dolanarak söylediği şu söz bağımlılığının altında yatanı açıklıyordu: “İçiyorum, çünkü ancak böyle dayanabiliyorum.”

Charles Baudelaire (1821-1867):
Hem alkol hem de afyon bağımlılığıyla bilinen ünlü Fransız şair Baudelaire durumunu şu dizelerle açıklamıştı: “Her zaman sarhoş olun, herşey burda. Tek sorun bu. Zamanın yükünü omuzlarınızdan atmak için toprakla olan bağlarınızı koparmak için sarhoş olun. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle... Nasıl isterseniz? Ama sarhoş olun...” Belli ki şiir ile alkol Baudelaire’in üzerinde aynı etkiyi yapıyordu, yazmakla içmenin anlamı onun için aynıydı.

Dorothy Parker (1893-1967):
Kıvrak zekası, nükteli dili, keskin gözlem gücü ile tanınan Amerikalı satirist ve şair Dorothy Parker, zamanının en başarılı yazarlarından biri olmasına rağmen mutluluğu bulamayanlardandı. Zira onu yıkan özel hayatıydı. Sorunlu çocukluk yılları, başarısız evlilikleri, mutsuzlukla noktalanan ilişkileri onu depresyonun ve alkolün kollarına itti. Birkaç defa intihara kalkışan ve alkolsüz yaşayamaz hale gelen Parker son yıllarında kazandığını bütünüyle içkiye harcar haldeydi. 73 yaşında bir otel odasında tek başına öldü.

Edgar Allan Poe (1809-1849):
ABD’li efsanevi şair ve kısa öykü yazarı Edgar Allan Poe, değeri öldükten sonra anlaşılan yazarlardan... Annesini erken yaşta kaybeden, babasıyla anlaşamayan, öğrenciliği sırasında tanıştığı alkol ve kumarla yaşamı uzun yıllarca altüst olan, bir oyuncu olan ünlü eşinin gölgesinde sıkıtılı bir hayat yaşadı Poe. İçindeki karanlık, gizemli olaylardan dem vuran karanlık şiir ve öykülerine da yansıdı. Ancak alkol ve afyon bağımlılığı Poe’yu yedi bitirdi, deliliğin eşiğine kadar sürükledi. Ryan’s Inn adlı bir meyhanede kötü bir halde bulunduktan 4 gün sonra, 7 Ekim 1849’da Baltimore’da, 40 yaşında öldü.

Mine Akverdi (Vatan Kitap)

Yorumlar

Bu Günlerde Oltama Takılanlar

Popüler Yayınlar