BİR HİKAYEM VAR

GÜNDEN KALANLAR

Hava güzel, pırıl pırıl bir kış güneşi olanca güzelliğiyle gülümsüyor dünyaya, insanı dinç tutan bir soğuk var, dondurmuyor, üşütmüyorda (tabii bu benim gibi soğuktan hoşlananlar için geçerli), bugün izinliyim istikamet Beyoğlu. Şu bahsedilen caddelerdeki fotoğrafları görmek istiyorum, belki bir kaç sergi, illaki kitapçı, dinlenmek için Cafe Française'de ufak bir kahve molası ve dönüş. Günümü programlayıp düştüm yollara.



İlk durağım Taksim. Atatürk Kültür Merkezi'nin önünden İstiklal Caddesine çeviriyorum rotamı. Her zamanki gibi canlı, capcanlı, cıvıl cıvıl. 72.5 millet burada. Kafelerde, sokaklarda...Çeşit, çeşit genci, yaşlısı, turisti, yerlisi, normal giyimlisi, çılgını. Ben en çok sıradışı olanları seviyorum bugün ilk gördüğüm ortayaşı biraz aşmış bir hanım gibi. Geçen yazımda yazdığım 'renksizlik kıyafetlerimizede yansımış' cümlesine inat rengarenk. Tam da arayıp bulamadığım şey karşıma çıktı. Yakasına kırmızı bir gelincik iliştirdiği yeşil paltosu, pembe gölge attırdığı bal rengi saçları, omuzuna astığı uzun taba çantası, kıyafeti ile uyumlu boynunda uzun zincir kolyesi, kırmızı gözlüğü, eteği ve kazağıyla Beyoğlu günüme başlamak için güzel bir rastlantıydı. 'Hiç bir şey tesadüf değildir' lafı doğru mu acaba?

The Marmara'nın önünden geçerken gözlerim her zamanki gibi 'Ebru'yu aradı ama misafirlerini kuyruk sallayarak karşılayamıyor ve her zamanki yerine uzanarak caddeden geçenleri seyredemiyor artık.

Tramway sallana sallana yoluna devam ediyor. Galatasaray Lisesinin yanınındaki sokaktan aşağı doğru yürüyorum. İşte resimler. Yapı Kredi Yayınlarının önüne koymuşlar. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde yabancı sanatçılar tarafından çekilmiş fotoğraflar. Etkinliğin adı Türkiye'de Zaman. Farklı mekanlarda sergilenmesi haricinde bir özelliği yok. Atlas dergisinde bolca gördüğümüz resimlerden. Galatasaray Meydanı'nda iki resim dikkatimi çekti Michel Vanden Eeckhoutd'un Yörüklerle Toros Dağlarında ve Birbirini Kovalayan Çoban Köpekleri. Bu kadar reklamdan sonra farklı bir şey bekliyordum. Sıradan olmuş. Yinede renk getiren bir etkinlik.



Şimdi sırada Arkeoloji Sanat var. Kapısından içeri girer giremez geçmiş sizi kucaklıyor. Arkeoloji ile ilgili aradığınız her türlü yayını bulabileceğiniz bir yer. Kitapları kadar dekorasyonuda çekici. Bu arada çocuklar için yazılmış güzel arkeoloji ve boyama kitapları var.

Oradan sonra Yapı Kredi yayınlarına bir göz atayım derken kitap alıp çıkıyorum. Benim kitapçılardaki göz atma deyimim alıp çıkma ile eş anlamlı.



Sonra ver elini Tünel. Aaaa o da ne sokak çalgıcıları geri dönmüş. Yaşasın. Ekvator'dan 4 kişilik ekip üzerlerinde kıyafetleri özgün müziklerini icra ediyor. Harika. Bir süre onları dinliyorum ve resimlerini çekiyorum.

Denizler Kitapevi ve Robinson Crusoe'nun önünden bu seferlik başımı o yöne çevirmeden geçiyorum. Gelecek sefere oralara gireceğim. Daha sırada aylık dergileri almak için D&R var. Tünel'i sobeleyip geri dönüşe geçiyorum. Sıradaki program önce D&R dergiler alınacak, sonra Cafe Francais'de kahve eşliğinde zevkle okunacak.

Her zaman uğradığım Muhiddin Hacı Bekir şekercisini ve İnci Pastanesi bu kez pas geçiyorum. Bu aralar   tatlıyı yasakladım kendime:( Yok öyle şeker, gofret, profiterol vs. Salata neyine yetmiyor modundayım. Neyse geçer yakında.

Önümden genç bir adam yürüyor. Saçını topuz yapmış, omuzuna kadın çantasına benzer bir çanta asmış, dar paça pantolon, kısa deri ceket, boynunda atkı, son derece modern.  Moda dergilerinden fırlamış gibi. Beyoğlu'na renk katanlardan biri daha. Karşıdan yaka paça bir yanda, ellerinde çantaları, ağızlarında Red Kit gibi sigaralarıyla birbirleriyle konuşarak liseliler geliyor. Bu genç yaşta sigara içmeleri kabul edilemez olsada onlarda ayrı bir renk katıyor caddeye. Yanımdan Mercedes polis araçları geçiyor. Juke'den Mercedes'e terfi edilmiş. Araplar çok fazla. Kafanı çevirsen Arap'a çarpıyorsun. Diğer turistler gibi onlarda hoşgelmişler.

Yunan Konsolosluğu kapısını sonuna kadar açmış sergi için gelen konuklarını ağırlıyor. Türkiye'de Zaman'ın bazı fotoğraflarıda burada sergileniyor. Güvenlikten geçip içeri giriyorum. İlk kapıdaki fotoğraf dikkatimi çekiyor bende resmini çekiyorum.

Salona girip sol taraftan gezmeye başlıyorum. İlk fotoğraflar 'Dünyanın Merkezine Yolculuk' temalı. Jane Evelyn Atwood  'Zonguldak'ta yerin 350 m. altına indiğimde hayatımdaki ilk kömür madeni tecrübemi yaşıyordum.' diye anlatıyor madencilerle çektiği fotoğraflarını.

Kathryn Cook'un 'Sadece Ağaçlar  Tarihe Dokunabilir' temaları ise Van Gölü'nün yakınındaki Ahlat'ta çekilmiş. 'Sürekli olarak geçmişte nefes alıyordum. Mezarlar, mağaralar, türbeler, kale yıkıntılarından dökülen toz havayı dolduruyordu. Burada dolaşırken hep kaç tarih katmanını bir arada gördüğümü sordum kendime' diye dile getirmiş duygularını.

Buradaki fotoğraflar daha çok hoşuma gitti.



D&R'dan girer girmez çok büyük bir şok yaşadım. Aman allahım bu ne felaket diye geçirdim içimden. Bir sanatçıya saygısızlık etmek isterseniz halkın zevkle dinlediği parçalarını ancak bu kadar rezil edebilirsiniz. Sıtma görmemiş bir ses, felaket bir düzenlemeyle birleşmiş Barış Manço'nun kemiklerini sızım sızım sızlatıyor.
Alacağım dergileri alıp kasaya geldim. Elimdekileri bıraktıktan sonra 'Kim bu Barış Manço'nun şarkılarını rezil eden diye sordum.' Kasadaki görevli kibarca CD yeni geldi bende bilmiyorum diye cevapladı sinirden gözü dönmüş olan bu müşteriyi. İçimden bende bilmek istemiyorum dedim ve işkenceye son vererek attım kendimi caddeye. Barış Manço'nun anısa saygı lütfen...



Ve beklediğim an, kahve vakti. Yine güvenlikten geçip giriyorum Fransız Konsolosluğundan içeri. Kursiyerler bahçede gruplar halinde sohbet ediyorlar. Ferforje masalarından birine oturup dergilerimi çıkartıyorum. Acil bir filtre kahve ısmarlayıp, sigaramı yakıyorum. Önce kitap sonra Notos, gelecek ay bunlara Özgür Edebiyat'ta eklenecek. Yarım saat okuma ve dinlenme molası. Keyif saati yani.



Saatim gitme vaktinin geldiğini haber veriyor. Dergilerimi toplayıp, ödemeyi yaptıktan sonra buradaki sergiyi de hızlı çekim gezip geldiğim gibi çıkıyorum eve dönmek üzere.

Ve günden geriye 'Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş' dizeleri ile kediler konsolosuyla yaptığım sohbet kalıyor...

Yorumlar

Bu Günlerde Oltama Takılanlar

Popüler Yayınlar