Höyükten çıkan uzun saçlı prenses, Marquez ve diğerleri...

                                                                               
Bu sabah çok erken uyandım. Güneş yeni doğmak üzereydi. Bütün gece açık kalan penceremden içeri süzülen dalga, rüzgar ve kuş sesleri sabahın sessizliğinde muhteşem bir kanon oluşturuyordu. Bir süre tavanı seyrederek onları dinledim. Kıyıda patlayan dalgalara cevap vermekte gecikmeyen envai çeşit kuş. 


Evde tam bir sessizlik hakim. Herkes uykuda. Komidine uzanıp Grangé'nin Şeytan Yemini'ni aldım okumak için. Kitabın satırları arasında kaybolmuşken okuduğum bir cümle beni bir anda 1994 yılına sürükleyiverdi. 


Bir sabah yakın köylerden birinden haftada bir kaç gün tak takıyla siteye sebze meyve getiren karı koca geldi evin önüne. Köylüler her gelişlerinde kendi tarlalarında ürettikleri sebze, meyve, yumurta, süt vs ürünleriyle beraber çevre köylerden haberlerde getirirlerdi yanlarında. Şu köyde o olmuş, öbür köyde bu olmuş. Düğünler, dernekler, ölümler, yetiştirilen ürünler ve efsaneler. Benim dinlemekten en çok zevk aldığım ise anlattıkları halk efsaneleri idi. Tam olarak halk efsanesi diye adlandırmak ne derece doğru olur bilemiyorum ama ben öyle diyorum. Bu hikayeleri kimler çıkarıyordu onu da bilmiyorum ama öyle bir anlatılıyordu ki dönüp dolaşıp çıkaran kendine anlatıldığında hikayeye inanacak hale geliyordu:)


Neyse işte o sabah alışveriş faslından sonra her zaman olduğu gibi bir kahve içmeye balkona davet ettim. Adam arkeolog olduğumu bildiği için hemen konuya girdi. 






'Bizim köyün ilerisinde bir tepecik var ya höyük orada kazı yapıyorlar. Orada çok önceden burada yaşayan bir prensesin mezarı çıkmış. Bir kralın kızıymış. Köyden birileri görmüş. Prenses altın bir yatağın üstünde uzun beyaz kıyafetiyle yatıyormuş. Kadının iki metreye yaklaşan upuzun saçları varmış. Öldüğü zaman nasıl yatağa yatırıldıysa iskeleti aynı şekilde bulunmuş. Saçlarının öldükten sonrada uzadığı söylemişler. Allahın hikmeti işte. Boynunda ve bileğinde çok güzel altın takıları varmış. Yanında yiyecek kapları ve başka altınlarda.  Onunla beraber gömülmüş. Neler çıkmış neler, görenler hep anlatıyor. Hepsini alıp götüreceklermiş. Yatağı çok güzelmiş.'


Anlattıkları karşısında ne söyleceğimi düşündüm bir an. Höyükten altın yatak çıkmaz mı demem gerekiyordu ya da öldükten sonra bir insanın saçı iki metre nasıl uzar mı? Doğruyu söylersem onların hayallerindeki höyüğü ve prensesi yerle bir edecektim. Söylemesem ne olurdu? Hiç bir şey çünkü onlar zaten inanmak istediklerine çoktan inanmışlardı. Bende onların söylediklerini sadece dinledim ve başımı salladım. Yorumsuz. Bir yandan da bu hikayeyi uyduran otantik Marquez'i düşünüyordum. Bu kadar şeyi bir araya getirerek bir höyüğün içine sokabilecek hayal gücünü merak ediyordum doğrusu. 






Ertesi gün sabah erkenden ünü bütün köyde yayılmış altın yataklı prensesi görmeye gittim. Kızöldün Tümülüsünde Çanakkale Arkeoloji Müzesi kazı yapıyordu. Kazı ekibi ilk önce benimle konuşmak istemedi ama arkeoloji eğitimi aldığımı ve araştırmayı köylülerden duyduğumu söyleyince konuşmaya başladık. Dışarıdan tümülüsün içini gösterdiler. Bir lahit çıkmıştı. Dört tarafı mitolojik konuların anlatıldığı kabartmalarla çevrili idi. Cenaze töreni ve yas tutma'nın yanı sıra lahitin bir yüzünde de Neuptolemos'un babası Akhilleus'un mezarı önünde Troia kralı Priamos'un kızı Polyksena'yı kurban edişi betimlenmişti. Lahtin üzerindeki betimlemelerde anlatılmaya çalışan bir genç kızın ölümünden yola çıkarak bu mezarın belki de bölgede yaşayan üst düzey birinin kızına ait olduğu söylenebilirdi.  






Arkeologların anlattıklarını dinledikçe uzun beyaz kıyafetin ve prensesin uzun saçlarının sırrıda ortaya çıktı. Lahitin üzerindeki genç kız figürleri belden sıkılmış kıyafetler giyiyorlardı. Uzun bukleli saçları ise omuzlarından aşağı iniyor, kulaklarında ise iri küpeler vardı. 
Tüm köye nam salan altın yataklı prenses sonunda Kızöldün tümülüsünde yapılan kazıda 2600 yıllık Polyksena Lahtinde yatan belki de soylu bir genç kızdı. 


Sonuç olarak ortada ne altın yatak, iki metre uzun saçlar ne de uzun elbiseli kız vardı. O güne kadar Anadolu'da bulunan M.Ö 520 - 500 yıllarına tarihlenen en erken frizlerin bulunduğu mermer lahit ortaya çıkmıştı. 


Lahit Çanakkale Arkeoloji Müzesine götürüldü ve ziyarete açıldı. O günden bu güne anlatılanlara göre hiç tanımadığım yerli Marquez ise hala hikayelerine devam ediyor...


p.s: 
Tümülüs üzeri moloz ve toprakla örtülmüş mezar odası
Höyük üzeri zamanla toprakla kaplanmış yerleşim yeri


Yukarıdaki yazının bazı yerlerinde çevre halkının anlattığı gibi höyük kelimesini kullandım ama lahit tümülüsten çıkmıştır. 
       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder