BİR HİKAYEM VAR

YİNE YENİ YENİDEN PARİS...SANAT HER YERDE...

Uzun süredir ara verdim yazmaya. Tatil dönüşü aldığım haberle yaşadığım şokun sonucunda önce bir dibe vuruşu yaşadım. Hemde öyle böyle değil. Hayat insana hiç beklemediği anda kötü sürprizler yapıyor. Kabullenmek kolay olmadı ilk zamanlar. Neyse ki yeni yeni düştüğüm kuyunun karanlıklarından aydınlığa doğru adım adım çıkmaya başladım. Hiç bir şey olmamış gibi günlük hayatımıza devam etmeye başladık. Ve umarım en kısa zamanda her şey iyi, daha iyi, eskisinden de çok ama çok iyi olacak. Ve artık silkinip kendime gelme zamanı...Pırıl pırıl güneşli bir İstanbul gününden yeni umutlarla tekrar merhaba...

Şimdi ise yarıda bıraktığım Paris gezime ve bloguma devam etmek istiyorum. 




Evet Paris'te sanat her yerde. Nereye bakarsınız bakın binalara, sokaklara, dükkanlara, köprülere her yerde sanatın bir dalı çıkıyor karşınıza. Belki de benim en çok sevdiğim şey bu oldu bu şehirde. Öncelikle tarihi korumuşlar. Eski yapılarına sahip çıkmışlar. Kaldığım ev 1931 yılında o zamanın modern mimarisinin örneği idi. Apartmanın ve dairenin içinde restorasyon yapılmış ama kimse yıkmaya yeltenmemiş. Evde dikkatimi çeken şeylerden biride çok eski bir sistem olmasına rağmen pencerelerin ahşap aksamının korunmasıydı. Bizdeki gibi plastik pimapen yapmamışlar. Balkonlarından rengarenk sardunyalar sarkmayan ev yok gibiydi. Özellikle turistik yerlerde ki evlerde sanki zorunlu tutulmuşlar gibi (belki de öyledir bilmiyorum) her balkonun demirinden mutlaka kırmızılı, pembeli sardunyalar sarkıyordu. 




Daracık Arnavut kaldırımı döşeli (kim bilir kaç yıldır o kaldırım orada duruyor belediye tarafından sökülmeden) sokaklarında karşılıklı bir sürü resim, gravür, tablo satan dükkanlar var. Yağlıboya tablolarda öyle böyle değil. Hem çok güzel hem de çok pahalı. 





Galata'daki Doğan Apartmanını bilirsiniz. Yıllar önce şimdiki gibi kapısında güvenliğin beklemediği, ünlülerin mekanı olmadığı zamanlarda bir pazar günü gezimizde süzülüvermiştim devasa demir kapısından avlusuna. Ahşap panjurları, ferforje balkonları ve tabii ki manzarası beni çok etkilemişti. Çok ta bakımlı değildi o zamanlar. Kimse ne aradığımı, kime geldiğimi sormamıştı yalnızca benim hayran hayran baktığımı fark eden apartman görevlisi "abla çok ilgilendiysen öndeki daire satılık. İki buçuk milyara satıyorlar. (o zamanlar tl de değişiklik yoktu) Sahibi perşembe pazarında bir tüccar istersen numarasını veririm" demişti ve ben aldırmamıştım. Şimdi kafamı nereye vursam faydasız :)




İşte bu Doğan Apartmanından Paris'in her yerinde var. Eskiye verilen değer her adımda kendini hissettiriyor. Alacağımız çok ders var...




Ve Montmartre tepesi. İşte benim en sevdiğim yerlerden biri. Burası her gelişinizde ayrı güzellikler keşfedebileceğiniz bir yer. Tam bir jungle. Hediyelik eşya dükkanları, restoranlar, sokak müzisyenleri ve tabii ki ressamları. Her yerden ayrı bir güzellik fışkırıyor. Evler yine rengarenk çiçeklerle kaplı. Dünyanın dört bir yanından gelmiş insanlar renklere renk katıyorlar. En tepedeki Sacre Coeur'den tüm Paris görülebiliyor hatta Paris'in en güzel görüldüğü yer olarak söylense de bana göre şehir en güzel Eyfel'in üzerinden görülüyor tabii zirveye çıkana kadar haliniz kalır da gözünüzde etrafı görecek fer kalırsa :) 




Montmartre demişken ünlü sokak ressamlarından bahsetmeden geçmek olmaz. Ufak bir alanda şemsiyelerin altında toplanıp sanatlarını icra ediyorlar. Kimi resimlerini naklen izleyicilerinin önünde yapıyor, Kimi yaptıklarını satıyor. Bir çok kişi ressamların karşına oturmuş ya portrelerini yaptırıyordu ya da karikatürlerini. Biz de neden olmasın diye düşündüm. Çok nadir de olsa karikatür portre yapan ressamlar bizde de var ama sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Eh sanatın içine tükürülen bir ülkede görülmesi zor manzaralar bunlar. Resimlere gelince bazıları çok güzel ve aynı oranda pahalı. Ben ufak karakalem bir Eyfel tablosu aldım. Şu anda kütüphanemde yerini aldı bile. Bazı tablolar ise anlam veremediğim bir şekilde çok cart, çiğ renkler kullanmışlardı. Bu sanatçının seçimi diyelim geçelim. 





Ve sokak müzisyenleri...Bu kadar sanat olur da sokak müzisyeni olmaz mı? Olur tabii ki. Onlarda Montmartre'a başka bir güzellik katıyorlardı. Rengarenk giysileri içinde opera söyleyen iki kız ziyaretçilerin ilgi odağı olmuştu. Ben de bastım deklanşöre. Anı yakalamak lazım dimi :)


                                                                Bu da bir diğeri :)



Montmartre'ın arnavut kaldırımlı sokakları ziyaretçilerine her köşesinde farklı sürprizler sunuyor. Bir tarafta rengarenk dükkanları, diğer tarafta ressamları, sokak şarkıcıları, pandomimcileri vs.
Dünyanın dört bir yanından turistlerin ziyaret ettiği bu bölgede ki en kötü sürprizlerden biri ise yankesicileri. Paris'in en renkli köşesi çantalara en dikkat edilmesi gereken yer maalesef. Özellikle de magrebilere...


Montmartre'dan bu kadar diyerek sizleri Paris'in başka köşelerine götürmek üzere az sonra diyorum :)

Yorumlar

Bu Günlerde Oltama Takılanlar

Popüler Yayınlar