BİR HİKAYEM VAR

Kars ve Kar



Buuuuuzzzz gibi bir şehir burası. Sonsuz beyazlık ve sessizlik hakim her sokağında. Benim gibi kar kış düşkünü birine İstanbul'un bahar havasından sonra çok iyi geldi. Kars'a yaklaşırken uçakta dışarıya baktığımda bir anda doğanın rengi kahverengi yeşilden beyaza dönüştü. Dönüşüm yer demir gök bakır filmini getirdi aklıma. Sonsuz beyazlığın ortasında köyleri oluşturan ev kümeleri vardı ama onlara giden yollar yoktu. 1saat 55 dakikalık uçuşun sonunda bomboş ve küçücük bir havaalanına indik. Kapıda buzzz gibi bir hava çarptı yüzümüze. Kars'a hoşgeldiniz :) 




Otele valizleri bırakır bırakmaz buz tutmuş kaldırımlara attık kendimizi. Gezilecek, görülecek, fotoğraflanacak o kadar çok yer var ki. Tamı tamına dört günümüz var burada. Hiç bir şeyi kaçırmak istemiyorum. En ufacık bir ayrıntıyı bile yakalamak istiyorum çünkü çok şeyler fısıltıyor bu bembeyaz şehir ziyaretçilerine. 





Yapıların kiminin boynu bükük tamamen harap olmuş, kimi aslına sadık kalınarak restore edilmiş, kullanılıyor. Ruslardan, Ermenilerden kalmış tipik Kars evleri. Çift camlı, kalın taşlardan yapılmış, çini döşemeli, ahşap tavanlı enine tek veya çift katlı. Şehrin ortasından akmaya çalışan  akmaya çalışan diyorum çünkü kısmen buz tutmuş Kars Çayı şehre ayrı bir güzellik katıyor. Her adımda farklı bir görüntüyü yakalıyor objektif. Harika bir manzara bazen yerini muhteşem bir yıkıntıya bazen elleri yüzleri kıpkırmızı birbirinden güzel leğenle kayan çocuklara bazen eski Kars evlerine giren kemerli taş kapılara bazen de mistik bir kiliseye. Hepsinin tek bir ortak özelliği var. Tüm bu güzellikleri bembeyaz ve suskun bir ortamda sunuyor ziyaretçilerine. Bembeyaz çünkü bu şehir tam bir karlar kraliçesi bana göre, suskun belki de kırgınlığın getirdiği bir sessizlik bu yeterince ilgi göremediği için. Eski yapıları gitgide tarihe karışmaya başladığı için. 




Beni en çok şaşırtan şeyler biride şehrin trafiği oldu. Yerler kaldırımlar ve caddeler cam gibi buz. Trafik ışıkları sürekli sarı yanıp sönüyor ama sürücüler birbirine ve yayaya son derece saygılı. Kaza yok, birbirine bağıran, sonuna kadar kornaya basan yok. Trafik tıkır tıkır işliyor. 
Kayan araçlar var tabikii ama plakalarına baktığınızda hepsinin başka şehirlerden gelen araçlar olduğunu görüyorsunuz. Ayrıca şehirde düşe kalkan birileri görürseniz onlarında başka şehirlerden ziyarete gelen insanlar olduğunu hemen anlayabilirsiniz. Karslılar buzlu kaldırımlarda  yürümeye alıştıkları gibi buzlu caddelerde de araç kullanmakta ustalaşmışlar. 




Taksileri ve minibüsleri turiste alışkın. Sarıkamış, Ani gibi turistik yerlerine minibüsler kalkıyor ve istediğinizde cüz i bir rakam karşılığında bölgeyi gezdiriyorlar. Taksiler bu rakamı biraz abartıyor ama yine de İstanbul'un yanına yaklaşamıyorlar. 




Her yerde bal ve peynir satan dükkanlar var. Ben en çok yerel marketlerini sevdim. Simişka (ay çekirdeği) evelik satan yerleri ve tavanları ahşap eski kars evlerinden bozma dükkanlarını. 




Bu arada daha önce yazdığım Ludmilla Denisenko'nun Böyle Bir Kars kitabı bana gerçek bir rehber oldu. İçinde yazmış olduğu eserlerin çoğunu şehirde görmek mümkün. 


                                            

Şimdilik bu kadar...Şehrin detaylarını, insanların anlattıklarını, tarihi eserlerin hikayelerini, fotoğrafları ve meşhur ucubeyi... Hepsini bir sonraki yazıma bırakıyorum. 




Kars'tan canlı yayınım devam edecek...Görüşmek üzere :)



Kars olur da küreksiz ve sobanın üstünde demlenen çaysız olur mu? Olmaz tabii ki :)

Yorumlar

Bu Günlerde Oltama Takılanlar

Popüler Yayınlar