BİR HİKAYEM VAR

STONEHENGE KADİM TAŞLARININ 5000 YILLIK GİZEMİ



Stonehenge gündönümü törenlerine hazırlanırken arkeolog Nathaniel Chase on 17yy dan kalma malikanesindeki çalışma odasında kendi gibi arkeolog olan oğlu Gideon'a mektup yazıyordu. 

Ertesi gün Gideon Malta'daki kazı çalışmaları sırasında yaptığı telefon görüşmesi sonunda kafasında binbir düşünce ile ofisin duvarlarına boş gözlerle bakmaya başladı. Arayan polis memuru 'babanız ölmüş, kendini vurmuş' sözleri ile babasının intiharını haber veriyordu.  

Defin işlemleri ve soruşturma için İngiltere'ye dönen Gideon evde babasının ona bıraktığı bir takım defterleri ve video kasetleri bulmuştu. Defterler yalnızca babası ve kendisinin anlayacağı bir şifreyle yazılmış, videolarda ise bir aile sırrı açıklanmıştı. Bu arada evde çıkan yangın polisin araştırmayı daha da derinleştirmesine neden olmuştu.

İngiltere'nin tanınmış ailelerinden Jake Timberland bir partide tanıştığı Amerikalı Caitlyn ile kiraladıkları karavanla güzel bir kaç gün geçirmek ve gündönümü törenlerini izlemek üzere Stonehenge'e gelmişlerdi. Güzel başlayan gün  Caitlyn'in ağzını kapatarak kafasına bir başlık geçiren el tarafından kaçırılmasıyla kabusa dönmüştü.  

Elde örülmüş çuval bezinden başlıklı cüppe giymiş Büyük Usta, bekçiler, taşıyıcılar ve takipçilerle Stonehenge'in derinliklerinde gündönümü törenlerine hazırlık yaparken yüzyıllar öncesinin vahşi geleneklerini sürdürüyordu. Ölüm taşı üzerinde elleri kolları bağlanmış bir halde yatan gence 'Babalarımızın, analarımızın, koruyucularımızın ve yol göstericilerimizin adına, seni tüm dünyevi günahlarından arındırıyor ve seni kurban ederek cennetteki sonsuz yaşamına yapacağın yolculuğa ruhun arınmış bir şekilde uğurluyoruz.' diyerek elindeki taş baltayı başına indirdi.

Polis peşpeşe meydana gelen intihar, kaçırılma ve ölüm olaylarını çözmeye uğraşırken Gideon'da kendi yöntemleriyle babasının ölümünün altındaki sırra adım adım yaklaşıyor ve kendini bir anda taşlara tapan Kutsalların Takipçileri adlı gizli kalmış bir örgütün içinde buluyordu.

Gideon, polis memuru Megan'la birlikte bu insanların gerçekleştirdikleri gizli ayini durdurmaya çalışırken bir yandan da kurban durumuna düşmemeye çalışıyordu.

Kurban ritüelleri, gizli kalmış aile sırları, şifreleri, seri cinayetleri, yüzyıllar öncesine dayanan örgütüyle okuyucularını Stonehenge'in büyülü gündönümü törenlerine çekiyor. Soluk soluğa okuyacak bir kitap arıyorsanız Stonehenge'i tavsiye ederim. Kitabın tek eksi tarafı olmaması gereken imla yanlışları. Onlarada nazar boncuğu deyip geçelim artık.

Stonehenge'in bir başka özelliğide , bilimsel keşifler, adam kaçırma olayları, cinayet davaları ve benzer konular üzerine ödüllü belgeselleri bulunan Sam Christer tarafından yazılmış bir ilk roman olması.

İşte her zamanki gibi kitaptan ufak bir tadımlık;

"Çemberin geniş açıyla  yandan çekilmiş bir fotoğrafıydı bu, resimde görülen halinin şimdikiyle alakası yoktu, eskilerin onu tamamladıkları andaki hali olabilirdi bu ancak. Gideon resmi daha yakından inceledi. Devasa taşların üzerinde uzayıp giden solgun beyaz çizgiler, tam taşların üstüne denk gelen küçük beyaz noktalarla birleşiyordu. Gitgide baktığı şeyin ne olduğunu anlamaya başlamıştı. Yıldızlar ve takımyıldızları. Taşlar, gezegenlerin ve yıldızların hareketlerine göre hizalanmıştı. Harita ince çizgilerle dörde bölünmüştü. Küçük harflerle kuzey, güney, doğu ve batı yönleri belirtilmişti. Biri tepede diğeri en altta olmak üzere silik iki kelime daha vardı ve zorlukla seçilebiliyordu; yeryüzü. Cennet.

Gideon ürpermişti. Takipçilerin, Stonehenge'i hayatlarının odak noktası olduğuna inanmakla kalmadıkları apaçık ortadaydı. Bundan çok daha fazlası olduğuna inanıyorlardı. 

Yıldız zodyağının merkeziydi, hatta tüm evrenin merkeziydi."


 Stonehenge             Sam Christer         Sayfa 6 Yayınları      Funda Sezer çevirisi


Yorumlar

Bu Günlerde Oltama Takılanlar

Popüler Yayınlar